|
Servet Eröcal TİM Genel Sekreteri Vergi Konseyi Üyesi Zıtların birlikteliği, eski çağlardan beri felsefeden teolojiye, güzel sanatlardan fizik ve astrolojiye kadar pek çok alanda söz konusu olan, değişik görüş ve yorumlara yol açan bir kavramdır. Filozoflar, her tezin bir anti tezi olduğunu; teologlar, tanrının iyi ve kötü dahil her şeyi içinde barındıran, her yerde hazır ve nazır olan en üstün güç olduğunu; sanatkarlar özellikle zıt renklerin güzel bir birliktelik yarattığını; fizikçiler her bir kuvvet uygulamasının zıt yönde eşit bir güç yaratacağını; astrologlar evrenin oluşumunda en küçük ve en yoğun bir maddede meydana gelen en güçlü bir patlamanın etken olduğunu ileri sürmektedirler. Antik çağ Yunan filozofu Heraklit’ten Alman filozof Hegel’e kadar pek çok düşünür, sevgi-nefret, iyi-kötü, güzel-çirkin, aydınlık-karanlık, yaşam-ölüm gibi zıt görünümlerin uyumlu bir denge içinde birleştirilmeleriyle evrensel gelişmenin sağlandığını savunmuşlardır. İktisat biliminde de konjonktürel hareketlerin benzer biçimde, her bir refah dönemini bir durgunluk veya gerileme döneminin izleyeceği, bir başka deyimle krizlerin refah döneminin itici gücünü içinde barındırdığı iddia edilmektedir. Zıtların birlikteliği, tez-anti tez, etki-tepki, kriz-fırsat gibi kavramlarla ifade edilen ve yaşamın her alanında rastlanan bir evrensel gerçekten hareketle kriz döneminin kötülüklerinden ne tür iyilikler yaratabileceğimizi düşünmek ve uygulamak, en akılcı davranış biçimi olmalıdır. Atasözümüzün ifade ettiği gibi, “bir musibet bin nasihatten yeğdir.”. Kriz musibetinden hareketle yapısal reformlarımızı tamamlayabilirsek, kayıtdışılığı azaltabilirsek, demokrasimizi güçlendirip yurdumuzda barışı sağlayabilir, hür dünya ile entegrasyonumuzu ilerletebilirsek ; yeni pazarlar, yeni ürünler bulabilirsek, krizi fırsata dönüştürmüş, zıtların birlikteliğinin güzelliğini yakalamış olabiliriz. Krizi yenecek güçteyiz Bu bağlamda, ekonomi ve ihracat ağırlıklı olarak bazı şu önerileri ileri sürebiliriz: -Krizin her şeyden önce olaylara ve gelişmelere karamsar bakış açısıyla yaklaşmaktan kaynaklanan bir güven bunalımı olduğunu hiçbir zaman unutmamalı, kendimize, toplumumuza, ülkemize güvenmeliyiz. “Başarı, başaracağım diyenindir” özdeyişinden hareketle, krizi kısa zamanda yeneceğimize ve kriz öncesinden daha güçlü bir konuma geleceğimize inanmalıyız. Rusya Federasyonu dışında Avrupa’nın en büyük ülkesi oluşumuz, yer altı ve yer üstü zenginlikleri olarak pek çok doğal zenginliğe ve gelişmiş ülkelerin hiçbirinin sahip olmadığı genç bir nüfus kompozisyonuna sahip bulunuşumuz bu inancı besleyecek çok önemli gerçeklerdir. -Global krizin gelişmekte olan ülkeleri, gelişmiş ülkelere oranla daha az etkilemekte olması; Körfez ve Ortadoğu ülkeleri, Afrika kıtası ve genel olarak Türkiye’ye yakın olan ve dolayısıyla lojistik bakımdan avantajlı olduğumuz ülkelerin krizden daha çabuk çıkacaklarına ilişkin göstergeler bulunması bu ülkelere yönelik ihracat ve işbirliği çabalarımızın artırılmasını gerektirmektedir. -Türk finans sektörünün özellikle sermaye yeterlik oranı ve diğer rasyolar bakımından daha sağlam bir yapıda olması; 1994, 1998 ve 2001 krizleri nedeniyle önemli bir kriz tecrübesine sahip bulunmamız; yenilikçilik, marka yaratma, artı değeri yüksek ürünler ihraç edebilme, stratejik planlama yapabilme yeteneklerimizi de geliştiren bir ihracat ve dış ticaret hacmine ulaşmamız iyimser olmamızı sağlayacak olan çok önemli avantajlardır. Bu avantajlarımızı artan bir ivmeyle ve etkin bir biçimde kullanmamız, hem kriz musibetinden daha çabuk çıkmamızı, hem de kriz sonrasında daha güçlü bir konuma erişmemizi sağlayacaktır. |


